Select Page

Bi’ an, delirmedim de belki karardım, karardım
Ve istedim ki herkes ağlasın
Öyle özledim, canım yandı

Soğuk, pus ve ayaz.

Sıradan bir aralık günü. Hava tüm hızıyla kararıyor, insanlar topyekün bir keşmekeş için alelacele yol alıyor, bu kan dondurucu Ankara caddelerinde. Bense aksine yavaş yavaş yürüyorum soğuğun iliklerime işlemesine aldırmadan. Kulağımda Nova Norda çalıyor bak yine. Hani demiştin ya “ Fazla anlamlı.’’ diye şimdi anlayabiliyorum.

Ya ben nasıl kabulleneyim
Yu dünya öyle bi’ giderken ağrıma?
ya biz yanıp da sönmeye, zamansız ölmeye mi geldik dünyaya?”

Kalabalık caddelerin içinden -defalarca geçtiğim her yerinde ayak izlerim olan caddelerde- . Saatlerce yürüyorum amaçsızca. En son caddelerden sıyrılıp hiç bilmediğim sokaklara sapıyorum. Etraf artık iyice sessizliğe  bürünmüş ve sadece cılız, titrek sokak lambalarının ışığı aydınlatıyor sokağı. Aralarında neredeyse hiç mesafe olmayan dip dibe binalara bakarak düşüncelere saplanıyorum iyice. Birkaç tanesi hariç hiçbirinin ışığı yanmıyordu. Kim bilir o evlerin söyleyecek ne çok şeyi vardır, nelere şahit olmuştur; ne acılara ne heyecanlara.. Hiç bilmediğim yerlerde yürümenin o tuhaf hissini, bana özgürmüşüm gibi hissettiren, uzaklara daldıran, hayal kurdurtan, düşündüren o hissi iliklerime dek yürüyerek yaşıyorum.

Sessizlik, karanlık, soğuk, müzik ve sen.

K A Y B O L U Y O R U M

Karanlık, sen, sokak lambası… Her şey ama her şey beni karanlığa çekiyor, dalıyorum en dibe çıkmıyorum, çıkamıyorum tuhaf bir şekilde haz duyuyorum bu acıdan. Cebimden, son birkaç tane kalmış marlboro’lardan alıyorum bir tane.Yakamıyorum çakmağı ellerim buz gibi. Birkaç denemeden sonra yakıyorum. İçime çekiyorum uzun uzun ve boğazımı yakıyor öksürüyorum. Duman yavaş yavaş havaya karışıp uzaklaşırken, içimdeki sisli, buğulu düşünceler bir bir zihnime ördüğüm duvardan dışarı çıkıyor. Özgür bırakıyorum her şeyi…

Sisli düşüncelerin esaretinden kurtulmaya çalışırken yağmur atıştırmaya başlıyor yavaştan ve üç dört metre ilerde çöp konteynırının arkasından siyah, tatlı bi kedi çıkıyor önüme. Güzel bir hatırayı anımsamış gibi tebessüm ettim kediciğe.Yanına gidip okşayasım geliyor ama sonra vazgeçiyorum ellerim buz gibi…

Ne zamana kadar tutsak kalacağım burada? Bu şehir! Kurtulamıyorum beni çek çıkar ve al! Ne kadar daha dayanabilirim? Ne kadar daha sürecek bu işkence? Aynı acıları yaşayan insanlar birbirlerinden bihaber nasıl hissedebiliyorlar ilk bakışta o hissi… Bakışa gerek kalmadan nasıl hissetmiştim peki ben? Neden hissettim yaşanmışlığını, neden sana uzak olan ben ve bana t’uzak olan sen bana bunları farkında olmadan hissettirdi? Yakınlarının hissedemediği, anlayamadığı, göremediği şeyi neden ben hissettim anladım?.. Sende ne var beni sana çeken çözemiyorum, çözemiyorum bir düğüm bu!

“Bi’ şeyler yaşadın, bi yaşanmışlığın var. Doğru muyum? Çok şey yaşadın ama bunları hiç kimseye yansıtmıyorsun, başarılısın da bu konuda ama senin gibi bi’ şeyler yaşayan insanlar; seni görmese de tanımasa da hisseder.”

“Evet, haklısın yaşanmışlığım var ve bunu sadece senin gibi bir şeyler yaşayanlar hisseder.”

Belki de tüm bunlar sadece basit bir yanılsama. Kuzey yıldızım değildin sen. Ben öyle sanmıştım buna inanmak istiyordum çünkü parlaklığın gözümü kamaştırdı ve gitgide büyüdün gözümde, bana başka bir yıldız olarak gözüktün. Seni Kuzey Yıldız’ım sandım ama sen Nova’sın.

“Bilmediğim derinleri
Kalbime büyük gelir bunun nedeni”

“Sana, beni hiç tanımamış olan sana” diye başlıyordu Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nda. Evet sen de beni asla tanımayacaksın tanımadın da görmedin de ben de tanımadım. Kendini başka bi’ şeyle avuttun avunmak istiyordun, kapılmak istiyordun aşka bu yüzden gerçekleri değil kendi görmek istediklerini gördün. Seninki de sadece sanrıydı ve dayanamadın kaçtın ama ben kaçamıyorum gidiyorum. Asla “biz’’ olamasak da ‘iz’ bıraktın bende.

Bir gün, rengini bile bilmediğim gözlerin değerse bu satırlara, yaşanmış eski bir şey gibi anımsamaya çalışacaksın aklına gelecek ve hayal meyal hatırlayacaksın belki. Sonra da yok olacak sönecek tıpkı şu an sigaramın kendi kendine söndüğü gibi ve bilinmeyen kadınların mektupları gibi.

Son sigaramı da yakıp kimsesiz, yalnız evime doğru yol alıyorum daha çok kaybolmadan bu şehirde.Ve saatlerdir döngüde olan şarkıyı değiştiriyorum. Nova’nın Kuzeye Kaç’ını açıyorum.Bu şehir bu gece bi’ başka ve ben yalnız değilim yıldızlar da bana eşlik ediyor. Şarkının verdiği enerjiyle histerik bir kahkaha atıyorum.Ve bağırıyorum, sesim sokaklarda yankılanıyor:

Kuzey’ini bul ve Kuzey’e kaç!

Zeynep Yılmaz